Üç ayrı malvarlığı: fon, şirket ve kişiler

Bir yatırım fonunun tasfiyeye girmesi ya da hakkında soruşturma açılması, akla hemen şu soruyu getirir: sorumlu olduğu söylenen kişilerin malvarlığı korunuyor mu? Cevap için önce üç ayrı malvarlığını birbirinden ayırmak gerekir.

Birincisi fonun kendi malvarlığıdır. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na göre fon malvarlığı, portföy yönetim şirketinin ve saklama kuruluşunun malvarlığından ayrıdır (SPKn m.53/1). Aynı maddenin ikinci fıkrası, bu varlığın kamu alacaklarının tahsili dahil haczedilemeyeceğini, üzerine ihtiyati tedbir konulamayacağını ve iflas masasına girmeyeceğini söyler. Tasfiye hâlinde yalnızca katılma payı sahiplerine ödeme yapılabilir (m.53/3). Yani fonun içindeki varlık, yatırımcılar için ayrılmış bir havuzdur; onu alacaklıların ya da bir davanın tarafı olan kişilerin tedbirine açmak kanunun amacına aykırıdır.

İkincisi şirketin, yani portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığıdır. Üçüncüsü ise yöneticiler, ortaklar ve işlemlere katılan öbür kişilerin şahsi malvarlığıdır. Bu yazının konusu esas olarak ikinci ve üçüncü kümedir. Ceza veya hukuk yargısındaki tedbirler bu kümelere yönelir ve amacı, olası bir mahkûmiyet, müsadere ya da tazminat kararı verildiğinde karşılanabilecek bir malvarlığının kalmasını sağlamaktır.

Fonun kendi varlığına ceza muhakemesinde el konulup konulamayacağı ise kanun metninde ayrıca düzenlenmiş değildir. SPKn m.53/2 haciz ve ihtiyati tedbiri açıkça yasaklar; el koymanın bu varlık bakımından sınırı somut kararlarda ve uygulamada izlenmesi gereken bir konudur. Bu yazı, bu noktada kesin bir sonuç öne sürmemektedir.

Güncel olgu bakımından, 24 Eylül 2026 itibarıyla sitemizde yayımlanan makalelerde belirtildiği gibi tasfiye süreci sürmekte ve ceza soruşturması soruşturma aşamasındadır. SPK'nın 26 Ekim 2026 tarihli 2026/75 sayılı bülteninde Tera Portföy ve Pusula Portföy'ün sermaye piyasası faaliyetleri geçici olarak durdurulmuştur. Bu aşamada kimse suçlu sayılamaz; aşağıdaki açıklamalar yalnızca hukuki çerçeveyi gösterir. Soruşturma kapsamında bugüne kadar hangi malvarlığı değerleri üzerinde tedbir uygulandığına dair doğrulanmış resmî bir bilgiye ulaşılamadığından bu yazıda herhangi bir somut tedbir iddiası yer almaz.

Ceza yargısında el koyma: CMK m.128

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesi, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hâllerde, şüpheli veya sanığa ait malvarlığına elkonulmasına izin verir. Maddede taşınmazlar, ulaşım araçları, banka ve diğer mali kurumlardaki hesaplar, hak ve alacaklar, kıymetli evrak, ortağı bulunulan şirketteki ortaklık payları, kiralık kasa mevcutları ve diğer malvarlığı değerleri sayılmıştır. Değer şüpheli ya da sanıktan başka birinin elinde bulunsa bile, somut olarak belirlenmişse el koyma yapılabilir.

Tedbirin birkaç önemli koşulu vardır. Birincisi, kuvvetli şüphenin soyut değil, somut delillere dayanmasıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında da maddenin bu ölçütü tekrar edilir (Yargıtay CGK, E.2017/728 K.2021/487, 19.10.2021). İkincisi, m.128/1'in son cümlesi uyarınca ilgisine göre BDDK, Sermaye Piyasası Kurulu, MASAK, Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu gibi kurumlardan suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınması gerekir. Rapor en geç üç ayda hazırlanır; zorunlu nedenlerle talep üzerine iki ay daha uzatılabilir. Üçüncüsü, m.128/9 gereği el koymaya ancak hâkim karar verebilir.

Dördüncü koşul suç katalogudur. Maddenin ikinci fıkrası, el koymanın hangi suçlar bakımından uygulanacağını sayar. Bu listede Türk Ceza Kanunu'ndaki güveni kötüye kullanma (m.155), dolandırıcılık (m.157 ve 158), zimmet (m.247) ve örgüt kurma (m.220/3) gibi suçlar yer alır. Sermaye Piyasası Kanunu'ndaki suç tipleri ise bu listede ayrıca sayılmamıştır; ancak SPKn m.110, güveni kötüye kullanmanın nitelikli hâlini TCK m.155'e atıfla düzenlediğinden, hangi fiilin hangi suç tipine girdiği tedbirin hukuki dayanağı bakımından önem taşır. Bu nitelendirme soruşturmanın ve mahkemenin işidir.

El koyma kararı, malvarlığının türüne göre farklı biçimde uygulanır. Taşınmazlarda tapu kütüğüne şerh verilir (m.128/3), banka hesapları için karar bankaya derhâl bildirilir ve ayrıca tebliğ edilir; sonradan hesaplar üzerinde yapılan, kararı etkisiz kılmaya yönelik işlemler geçersizdir (m.128/5). Ortaklık paylarında karar şirkete ve ticaret sicil müdürlüğüne bildirilir (m.128/6). Karara aykırı davranış, TCK m.289 kapsamında muhafaza görevini kötüye kullanma suçuna yol açabilir (m.128/8). El konulan malvarlığının yönetimi gerektiğinde kayyım atanabilir ve bu durumda CMK m.133 hükümleri kıyasen uygulanır (m.128/10).

Elkoymanın amacı da önemlidir. Bu tedbir, ileride müsadere edilebilecek değerlerin korunmasına yöneliktir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, tüzel kişiliğin malvarlığına el konulmasını değerlendirirken, kuvvetli şüphe ve raporun tek başına yeterli olmadığını, müsadere edilebilecek malvarlığı değerleri ile orantılılığın da gözetilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2022/38031 K.2025/6910, 25.02.2025). Karar terör örgütü soruşturmasına ilişkin olduğundan sermaye piyasası uyuşmazlığına doğrudan uygulanması söz konusu değildir; yalnızca el koymanın genel ilkelerini gösteren bir örnek olarak anılmıştır.

Şirket yönetimine kayyım ve diğer ceza tedbirleri

Fon ve şirket soruşturmalarında malvarlığına el koymanın yanında şirketin yönetimine müdahale de gündeme gelebilir. CMK m.133 uyarınca, suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebepleri bulunur ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekliyse hâkim veya mahkeme şirket işlerinin yürütülmesi için kayyım atayabilir. Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin kayyım onayına bağlandığı ya da yönetim yetkilerinin kayyıma verildiği açıkça belirtilir; karar ticaret sicili gazetesinde ve uygun vasıtalarla ilan edilir.

Bu tedbir de her suç için kullanılamaz. m.133/4 yalnızca sayılan suçlarda uygulanır; bunlar arasında zimmet (TCK m.247) ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (TCK m.282) gibi suçlar yer alır. Dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma bu fıkradaki listede sayılmamıştır. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarındaki zimmet bakımından SPKn m.115/A(6) ayrıca CMK m.128 ve m.133 hükümlerinin uygulanabileceğini söyler; ancak bu özel hüküm yatırım fonlarını değil, kripto varlık hizmet sağlayıcılarını kapsar.

Bir başka koruma tedbiri tüzel kişiler hakkındaki güvenlik tedbirleridir. SPKn m.114'e göre piyasa bozucu eylemlerden bilgi suistimali (m.106) ve piyasa dolandırıcılığı (m.107) bir tüzel kişinin yararına işlenirse o tüzel kişi hakkında tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Bu, bir tedbir kararı değil, mahkûmiyet aşamasında ortaya çıkabilecek bir yaptırımdır.

Soruşturma usulü bakımından da özellik vardır: SPKn m.115 uyarınca bu kanundaki suçlar için soruşturma yapılması SPK'nın yazılı başvurusuna bağlıdır ve bu başvuru muhakeme şartıdır; dava açılırsa SPK katılan sıfatını kazanır. Bu nedenle sermaye piyasası suçlarında kurumun başvurusu ve sunduğu rapor, tedbirlerin değerlendirilmesinde de belirleyici bir rol oynar.

Hukuk yargısında ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir

Ceza yargısındaki el koyma kamu adına yapılan bir koruma tedbiridir ve zarar gören yatırımcıya otomatik olarak pay vermez. Yatırımcının doğrudan başvurabileceği yol, hukuk yargısındaki geçici hukuki korumalardır.

İhtiyati haciz: İcra ve İflas Kanunu m.257'ye göre rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun veya üçüncü kişinin elindeki taşınır, taşınmaz, alacak ve haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçta ise ancak borçlunun belirli yerleşim yeri yoksa veya mallarını gizlemeye, kaçırmaya hazırlandığı hâllerde istenebilir. Karar, İİK m.50'ye göre yetkili mahkemeden alınır; alacaklı, alacağını ve gerekirse haciz sebeplerini mahkemeye kanaat getirecek delillerle göstermek zorundadır (m.258). Alacaklı hacizde haksız çıkarsa borçlunun ve üçüncü kişinin zararından sorumlu olduğu için HMK m.96'daki teminatı vermek zorundadır; alacak ilama dayanıyorsa teminat aranmaz (m.259). Haciz sonrası alacaklı, haczin uygulanmasından itibaren yedi gün içinde takip talebinde bulunmak veya dava açmak zorundadır; aksi hâlde ihtiyati haciz hükümsüz kalır (m.264).

İhtiyati tedbir: HMK m.389'a göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle ciddi bir zarar doğacağından endişe edilen hâllerde ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Talep eden, dayandığı tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası bakımından haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır; acil durumlarda hâkim karşı tarafı dinlemeden de karar verebilir (m.390). Tedbirin türü hâkimin takdirindedir: tedbire konu malın muhafazası, yediemine tevdii veya bir şeyin yapılması ya da yapılmaması gibi sakıncayı ortadan kaldıracak her tür önlem istenebilir (m.391). Talep eden, haksız çıkması hâlinde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin uğrayacağı zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır (m.392).

Hangisinin uygun olduğu, talebin parayla mı yoksa bir mal veya hakla mı ilgili olduğuna, alacağın vadesine ve ispat durumuna göre değişir. Ayrıca bu yollar yalnızca sorumlu kişilerin ve şirketin kendi malvarlığına yöneliktir; yukarıda anlatıldığı gibi fon malvarlığı için SPKn m.53/2 haciz ve ihtiyati tedbir yasağı koymuştur.

İtiraz yolları ve sınırlar

Tedbirler karşı tarafın hakkını ciddi biçimde etkilediği için kanun itiraz imkânı tanır. Ceza yargısında hâkim veya mahkeme kararlarına itiraz, kararın öğrenildiği günden itibaren iki hafta içinde, kararı veren merciye verilecek dilekçeyle yapılır; merci itirazı yerinde görürse kararı düzeltir, görmezse üç gün içinde yetkili mercie gönderir (CMK m.268). Elkonulan eşya soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmazsa veya müsadereye tabi tutulmayacağı anlaşılırsa geri verilir; istemin reddine karşı itiraz edilebilir (CMK m.131/1). m.128'e göre el konulan değerlerin suçtan zarar gören mağdura ait olduğu ve delil olarak artık gerekmediği hâllerde ise sahibine iade edilir (CMK m.131/2).

Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin bir kararında, el koyma tedbirinin kaldırılmasına ilişkin sulh ceza hâkimliği kararına yapılan itirazın reddine karşı kanun yararına bozma istemi, hukuka aykırılığın ciddi boyuta ulaşmaması nedeniyle reddedilmiş; kararda, hâkimliğin dosyanın geldiği aşamada kuvvetli şüphe bulunmadığı yönündeki değerlendirmesine de yer verilmiştir (Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2022/40368 K.2025/3547, 10.02.2025). Bu örnek, el koyma tedbirinin soruşturma boyunca yeniden değerlendirilebildiğini göstermesi bakımından anılmıştır; olay terör örgütü soruşturmasına ilişkindir.

Hukuk yargısında karşı tarafı dinlemeden verilen ihtiyati tedbire, uygulamadan itibaren (karşı taraf hazır değilse tutanağın tebliğinden itibaren) bir hafta içinde, tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak itiraz edilebilir; üçüncü kişiler de menfaatleri açıkça ihlal edilmişse öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde itiraz edebilir (HMK m.394). İhtiyati haciz talebinin reddine karşı da, yüzüne karşı aleyhine karar verilen tarafa da istinaf yolu açıktır (İİK m.258/3; HMK m.391/3). Tedbirin haksız çıkması hâlinde teminat, tazminat sorumluluğunun güvencesi olarak devreye girer.

Bu noktada masumiyet karinesi önemlidir. Tedbir, bir kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez; yalnızca kuvvetli şüphe ve malvarlığının korunması ihtiyacı bulunduğunun hâkim tarafından değerlendirildiğini gösterir. Soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına veya beraate karar verilebilir ve bu durumda tedbirler kaldırılır.

Yatırımcı bu tabloda ne yapabilir?

Yatırımcı açısından en önemli nokta, tedbirlerin alacağı doğrudan ödemeyecek olmasıdır. El koyma veya ihtiyati haciz yalnızca malvarlığının tüketilmesini engeller; yatırımcının zararı için bir hüküm ya da icra takibi ayrıca gerekir. Bu yüzden önce tasfiye ödemesini izlemek, sonra zararı hesaplamak ve dayanak olabilecek hukuki yolları belirlemek gerekir.

Pratik adımlar şöyle sıralanabilir. Fon kodunuzu, pay adedinizi ve alım tarihlerinizi belgelendirin. Cumhuriyet başsavcılığına şikâyetinizi yaparak soruşturmada taraf olun; dava açıldığında katılan sıfatıyla hakkınızı kullanın. Hukuk yoluna gitmeyi düşünüyorsanız, sorumlu olduğunu düşündüğünüz taraf için tazminat dayanağını, alacağınızın muacceliyetini ve ihtiyati haciz veya tedbirin şartlarını, vekilinizle birlikte değerlendirin. Teminat yükümlülüğünün ve haksız çıkma ihtimalinin tazminat doğurabileceğini unutmayın.

Süreler konusunda ilgili makalelerimizdeki zamanaşımı ve dava süresi açıklamalarına bakın. Toplu başvuru ve tazminat yolları için de aynı kategorideki diğer yazılar yol gösterebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye değildir; somut durumunuz için bir avukata danışmanız önerilir.

7596 sayılı Kanun el konulan değerlerin fona dönmesini nasıl düzenliyor?

Kanunun 6. maddesinin birinci fıkrası, kanun kapsamındaki fonlarla bağlantılı fiiller nedeniyle yürütülen soruşturmalarda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 128. maddesi uyarınca el koyma kararı verilebileceğini söylüyor. El konulan değerler arasında fona doğrudan iadesi hukuken mümkün para ve sermaye piyasası araçları varsa bunlar, CMK'nın 131. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemece ilgili fona ya da geri kazanım hesabına iade edilir. CMK m.131/2 de, 128. madde uyarınca el konulan değerlerin suçtan zarar gören mağdura ait olması ve delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması hâlinde sahibine iade edilmesini öngörüyor. Kanunun ayrıca Kurulca yapılan suç duyurularına dayanak raporların CMK m.128'de düzenlenen suçtan elde edilen değere ilişkin rapor sayılacağını söylemesi (m. 6/1) dikkat çekicidir.

Kanun teklifinin gerekçesi, bu hükmün fonun kendisine ait olduğu belirlenebilen bir değerin ceza yargılaması nedeniyle gereksiz yere tasfiye dışında tutulmasını önlemek istediğini belirtiyor. Yargılama sonunda müsadere edilen değerin fon malvarlığından çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenirse, değer Hazineye gelir kaydedilmeksizin ilgili fona veya tasfiye tamamlanmışsa geri kazanım hesabına aktarılır (m. 6/3). Gerekçeye göre burada belirleyici olan, malvarlığı değeri ile fon zararı arasındaki bağlantının mahkemece kurulmasıdır. Bu hükümler 7596 sayılı Kanunda yer alır.

TMSF kayyım olarak neler yapabilir, geri kazanım hesabı haczedilebilir mi?

Fona devredilemeyen malvarlığı bakımından Kanun, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanabilmesini öngörüyor. Kayyım atanırsa TMSF 5411 sayılı Bankacılık Kanununda tanınan yetkileri kullanır ve dava sonucunu beklemeden malvarlıklarını derhal satar veya tasfiye eder; satış ve tasfiyeden elde edilen tutarlar her fon için ayrı geri kazanım hesaplarında izlenir (m. 6/2). Gerekçe bunu, elkonulan malvarlığının ekonomik değer kaybına uğramasını önlemek ve en kısa sürede nakde dönüştürmek amacıyla açıklıyor; örnek olarak sorumlulara ait gayrimenkul gibi değerleri veriyor.

Kurulun zarar ve sorumlu tespitine dayanan takip ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile 5411 sayılı Kanunun 132, 134, 136, 138, 140 ve geçici 27. maddelerindeki yetkilerle TMSF tarafından yürütülür; bu kapsamda açılacak davalarda İstanbul idare mahkemeleri yetkilidir (m. 5/4). Geri kazanım hesabı TMSF'nin kendi malvarlığından ayrıdır. Hesaptaki tutarlar yalnızca ilgili fonun tasfiyesi ve pay sahiplerine ödeme için kullanılabilir, teminat gösterilemez, kamu alacakları için dahi haczedilemez; üzerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamaz (m. 6/4-5).

Panelde ayrıca, bir yat ya da gayrimenkul gibi bir değer satıldığında elde edilen paranın hangi fondan geldiğinin ayrıştırılmasının zor olabileceği belirtildi; Kanun bu konuda dağıtım ölçütlerini Kurula bırakıyor (m. 6/7). Bu yorum panelde ifade edilmiştir.

Özel hukuk yolu neden panelde geri planda kaldı?

Kanunun 5. maddesine göre zarar veya kayıptan öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumludur. Tutar şirketten tamamen ya da kısmen tahsil edilemezse veya edilemeyeceği açıkça belliyse, Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile birlikte hareket ettiği tespit edilenler şahsen sorumlu olur; görevden ayrılmak bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz (m. 5/2).

Panelde, yatırımcıların özel hukuk açısından neden daha ayrıntılı bir inceleme yapılmadığı soruldu ve cevap şöyle özetlendi: panelistler, bu şirketlere açılacak bir davada elde edilecek alacak hakkının kesinleşse bile icra kabiliyetinin bulunmayacağını, ortada icra edilebilecek malvarlığı kalmadığını düşünüyor; yöneticilere kişisel sorumluluk üzerinden gidilmesinin de sınırlı olduğunu belirtiyorlar. Bu nedenle panel kamu hukuku yollarına ağırlık verdi. Bu, panelde ifade edilmiş bir değerlendirmedir ve her somut olayı kapsamaz.

Bununla birlikte ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbirin şartları, teminat ve itiraz kuralları bu yazının önceki bölümlerinde anlatılan genel hükümlere tabidir. 7596 sayılı Kanun yürürlükte olduğundan Kurul, TMSF ve ceza yargısı tarafından yürütülecek tedbirler ile yatırımcının kendi başvuru yolları birlikte değerlendirilmelidir. Soruşturma sürüyorsa kimse hakkında kesinleşmiş bir suçlama bulunmadığını, kişilerin suçlu sayılamayacağını da hatırlatmak gerekir.

Güncelleme notu

2/3939 esas numaralı kanun teklifi 22 Ekim 2026'da kabul edilerek 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun olarak 27 Ekim 2026 tarihli ve 33413 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı. Kanun, 17 Eylül 2026'dan geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdi (m. 8). Kanun hükümlerine yapılan atıflar için yayımlanan metne bakılmalıdır; yazıda 'teklif' sözcüğü geçen yerler kanunlaşmadan önceki aşamaya ilişkin anlatımı gösterir.

Sık sorulan sorular

Fonun içindeki paraya haciz veya ihtiyati tedbir konulabilir mi?

Kanun buna izin vermez. SPKn m.53/2'ye göre fon malvarlığı haczedilemez, üzerine ihtiyati tedbir konulamaz ve iflas masasına dâhil edilemez. Bu koruma sorumlu kişilerin ve şirketin kendi malvarlığını kapsamaz.

CMK m.128 ile hangi malvarlığına el konulabilir?

Somut delillere dayanan kuvvetli şüphe bulunan hâllerde şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, araçlara, banka hesaplarına, hak ve alacaklara, kıymetli evraka, şirket paylarına, kiralık kasalara ve diğer malvarlığı değerlerine el konulabilir. Karar yalnızca hâkim tarafından verilir ve ilgili kurumdan rapor alınır.

El koyma kararı verilirse param bana ödenir mi?

Hayır. El koyma malvarlığını korur; yatırımcıya otomatik ödeme sağlamaz. Zararın karşılanması için tasfiye ödemesi, tazminat davası veya takip gibi ayrı yollar gerekir.

İhtiyati haciz için teminat gerekir mi?

Genel olarak evet. İİK m.259'a göre alacaklı hacizde haksız çıkarsa doğan zararlardan sorumlu olduğu için teminat verir; alacak ilama dayanıyorsa teminat aranmaz. İhtiyati tedbirde de talep eden teminat göstermek zorundadır (HMK m.392).

Tedbir kararına karşı itiraz edilebilir mi?

Evet. CMK m.128 kararlarına iki hafta içinde itiraz edilebilir (CMK m.268). Karşı taraf dinlenmeden verilen ihtiyati tedbire ise bir hafta içinde itiraz edilebilir (HMK m.394).

El konulan değerler doğrudan bana ödenir mi?

Hayır. Kanuna göre fona doğrudan iadesi mümkün değerler CMK m.131 uyarınca ilgili fona veya geri kazanım hesabına iade edilir; oradan dağıtım Kurulun belirleyeceği esaslara göre pay sahiplerine yapılır (m. 6). El koyma tek başına yatırımcıya ödeme anlamına gelmez.

Geri kazanım hesabına icra takibi yapılabilir mi?

Kanuna göre geri kazanım hesabındaki tutarlar teminat gösterilemez, kamu alacakları için dahi haczedilemez, üzerlerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamaz (m. 6/5).

TMSF'nin davaları hangi mahkemede görülür?

Kanunun 5. maddesinin dördüncü fıkrasına göre Kurulun bildirimi üzerine TMSF'nin yürüteceği takip ve tahsil kapsamında açılacak davalarla ilgili olarak İstanbul idare mahkemeleri yetkilidir. Yatırımcının idareye karşı açacağı davalar bakımından yetki ayrıca değerlendirilmelidir.

Tasfiye edilen 131 fonun listesine bakınFon kodunuzla arayın: kurucu şirket, tür ve SPK duyuruları.

Kaynaklar

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki mütalaa niteliği taşımaz.